Bir Kız ile Evrenli. Çağdaş peri masal

арка

Современная волшебная сказка, написанная Юрусланом Болатовым на турецком языке и ранее неоднократно опубликованная.

 Sabrınıza müteşekkiriz. Çok eskiden biliyoruz ki, normal bir insanı gerçekten üzebilecek bir şey vardır: Masalın yarıda bırakılması. Özellikle o insan kendini masala kaptırdığı an. Üstelik biz ünlü bir adamın ayağını bastığı yer olan dünyanın ortasının ortaya çıkmasını anmıştık ve dünyada olan bitenlerden sadece iki üç kızın haberinin olmasını. Böylelikle, ortalık ağardığı zaman dünya ortamının nasıl olacağı üzerine ayrıntılı haber beklenebilirdi.

Bu kızlar, kendileri icat ettikleri bir dünyada değil, gerçek, sihirli, güzel bir dünyada yaşıyorlar. İşte onun için bütün dünya karardığı, insanlar uyuduğu zaman bu kızların pencerelerinden ışık geliyor. Işık. O kızlardan biri Çalıkuşu ismindedir.

Lütfen şaşırmayın. Yeryüzü, sadece insanlar, kuşlar, balıklar gezegeni değil, edebi kişilerin de gezegenidir. Geçen yıl Küçük Prens İstanbul’u gezmiş. Fotoğrafını bile çektirmiş.

Tabii, bu anılan kız mektuplaşıyor. Gerçi alışılmışın dışında olan bir şekilde. Mamafih şunu da be­lirtelim ki: bu kız bir güzelleşti mi bir daha çirkinleşmemiş.

Çiçekleri, bol su ister. Asıl bu yüzden onları sula­mak en sevdiği işlerden biridir. Zaten bu uğraşı tam zevkine göre seçmişti.

Evet. Dünyanın en huzursuz şehrine yerleşince, yaşadığı tedirgin hayatın günleri kısalmış, güneşi ise azalmış gibi oldu. Sık sık dertleşmesi de bu se­bepten değil mi?

Halbuki bu kızın, hayatını daima düzeltebilen iki sırrı varmış: bilgiye susamışlık ve yaşama hırsı. Kız bunları hatırladığı an her defasında gülümsüyormuş.

Şu kişisel hayatının ayrıntılarını bu kızı önemsediğimiz için söylüyoruz. Çünkü onun yüreği, bir gün sanki kendi kendisini birden keşfediverdi. Kız, masal aleminde yaşamış oldu. Çiçekleri severken, Evrenliye rastladığı için.

Bu Evrenli her zaman yıldızlara, yıldızlar göğü­nün adeta vasisi olmuş gibi bakıyor.

Kızı ilk görünce, Evrenli «Sen bu dünyada ne ya­pıyorsun?» diye sordu.

Kız «Yaşıyorum!» diye cevap verdi.

Evrenli «Güzel bir cevap!» der demez, kız «Ben de güzelim. Sen kimsin?» diye sordu.

Evrenli, sıkılıp kızararak «Gezen bir gezginim” dedi.

«O ne demektir? Niye geziyorsun? Senin memle­ketin neresi?»

«Evren… Biz hepimiz, Evrende doğup burada ya­şamıyor muyuz?»

Şu andan itibaren kız nedense sanki ilk defa doğmuş, hayata yeniden başlamış gibi oldu. Ve Evrendeki yaşamına devam ederek «Bu akla haya­le gelmez bir şey bu dünya kalabalığında beni na­sıl arayıp buldu?» diye, kendi kendine sık sık soruyormuş      .

Ve hâlâ bir sırrı bilmemektedir. Evet. Evrenli, Kü­çük Prens’ten süre gelen önseziyi unutmayarak, Türk gökbilimcisinin kim olduğunu bile keşfetmiş. Güzel, değil mi? Hiç kimse bilmiyor. Evrenli ise bili­yormuş. Hiç kimse bilmiyorsa da, insanlardan birinin haberinin olması ne iyi!

İşte bütün bunları hissedince, kız daima düşün­celi bir edayla yaşar olmuş. Özellikle Evrenlinin şu sözlerini her zaman hatırlıyormuş:

«Lütfen bakıverin: EVREN, renkli bir evdir! Göre­biliyor musun ne kadar güzel?»

O, küçük prensler, yunus balıkları, martılar, ma­sallar Evreni!

Temiz iş altı ayda çıkar. Ama şimdi bile bir sırrı daha gizlenmekten kurtaralım. Evrenlinin yüreği, güneştir. Kızın yüreği de, küçücük bir güneş gibi olunca, bir gerçek Güneş olmaya başladı.

İşte böyle.

 

Örüzlan Bolat, Eylül 1995, İstanbul

 

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.