Yuruslan Bolatov. Yeni Türk Divanı. Новая тюркская поэзия. The New Turkic Poetry

Фото Ю. сентябрь 2014

Türkçe’yi uyandırmak

Âşık,

Işık olmak isterim

Kültür,
Güldür bizi, güldür

Biz Türkçe’yi uyandırırız
Her ses, her söz hücresini
Uyandırıp ışık oluruz

Âşık olur her birimiz

 

Tan Atarken Gülümserim

 

Tan atarken gülümserim

Bülbül gibi
gül gibi
gün gibiyim
Altaylar’da bir göl gibi

Uzaylılar dünyalılar
bana der ki: Örüzlan
ve mamafih Bolat derler

 

Galaksi

Türkü kenti bu Galaksi
Biz buranın sakinleri
Sakın unutmayınız. Aksi-
seda alır sakin yeri

Elvan kenti bu Galaksi
Biz buralıyız. Gölgemiz
açık pembe. Karayla ak ise…
çekti solukla göl deniz

 

Evren Dünya Anadolu

Evren, Dünya, Anadolu
adresim bu

Burada ışıklı elma
düştüydü elime,
onu yedim ve her fikir
alevlendi, her kelime!

 

DO-RE-Mi

Kağan gibi özlüyorum kaderimi
Doğrudur kaderim, o, tıpkı “Do-re-mi”

Bir uyumaz uyum, bir ahlakî ahenk
Porte; gökkuşağı gibidir: Rengârenk

Geldi gitti Timur, dönmedi Napolyon
Şu Türk kızını ver, eski şehrim Afyon

O kızını bana verirsen ol emin;
Tüm rüzgarlar bir yel olur der: “Do-re-mi”

O, kraliçe, Hatun, sevindiren bilge
Dünyamıza gökten gelen Süyümbike

Balkar rüzgârından kim kurtarır Kars’ı
Kim, kim çıkabilir kaderime karşı

Herkül değil Atlas gibi, gökyüzünü
Hergün tutuyorum ben, sanki sözümü

Kağan gibi, alınyazımı töremi
Seviyorum, hep özlüyorum… “Do-re-mi”

Hazar Gölü’nün Kıyısında Tutulan Notlar

Yukarıda deniz mavi, yüreğimde renk semavî
Kâinat budur, c’est la vie

O gün beyazdı, bu; kara, her gün dönüşür bahara
Her gün özlense Buhara

Şu göl sahi yavrugöğün tam kendisidir sonuçta
Şairane bir sunuşta

Baban, babam; aynı anda oluversinler kaynata
Bir toy lâzım kâinata

 

Kutuphane

Hazar Baba Dağı’ndan Emirdağ’a kadar uzanıyordu sesim
Bilsem de bilmiyorum, dedim dostlara, nasıl geliyor bu esin
Öyle geliyor ki, dedim, dünyada canlandı her mükemmel resim
Bütün Ademoğulları, tüm diriler, bitkiler oldular esen
Çocuklar evden kaçtı ve kaya üzerinde yapıyorlar desen

Geyiklerin boynuzları, oldu göklere götüren merdiven
Ak ve dev bir sıra dağlara dönüverdi yerde yatan her deve
Tüm düşler ve kapılar açıldı, yalnız, bir kıza ait mert eve
Girilemezdi özel çağrısız, uzaydan belge lâzımdı, davet
Buna Türkeli, Hindistan, İzlânda göz yumdular, herhangi devlet

Nereli olduğumu neden ise sorup duruyorlardı benden
O kadar samimiydim ki; kalp şaşıyor, yaşayamıyordu beden
Çocukluğum uyandı, hatırımda, yani tüm uğraşılar, paten
Birdenbire idrak ettim ki ben bütün dünyaya olmuşum bedel
Güya hiç bilmiyormuş gibi kimliğimi sordu kaldığım otel

Bir de Madra Dağı’ndan Kafkaslar’a kadar uzanıyordu sözüm
Mingi Dağı haykırıyor, beklenip duruyordu bir iyi çözüm
Fırsatın içi güler, dedim, özümün gördüğünü görür gözüm
Zira tutuşup yanan kalbim; tüm yürekler için bir sönmez ocak
Değişemez ışıklı sesim, ebediyen yükselmekte olacak

Ve Balkar dağından Altay Dağları’na dek hat açarız şiire
Vallahi! Satırımız şimşekleşir ve hak; asla verilmez şerre!
Ve nihayet iyi olur bu gezegen, bu yer yüzü, bu seyyare
Açılır ve gül gibi açar geleceğin her gecesi, her sırrı
Dünyanın sırf dingili gözden kaçar, ekseni, o sihirli sırık

 

Gel Gelin

Gül kokulu bir rüzgâr dolaşıyor Türkeli’ni
Ankara’ya da hoş geldi… getirdiydi gelini
Ve alıp götürdü gelini, getirir getirmez
Emirdağ mı, Kazan mı, Kaşgar mı, Tebriz mi, Termez

Nerelerde âşıkların Nisanlı kızkardeşi
Uzaklarda; asırların nişanlı kızkardeşi

Bir şiir şehri herhalde, tüm benliği bembeyaz
Bir yeni altıncı şehir; dört mevsimi pembe yaz
Orada yağmurlar sevilir, olur gül kokulu
Şiir yazma dersleri o diyarın ilkokulu

Oralarda mı kaldı nazmın şirin kızkardeşi
Ovalarda mı kaldı şen şiirin kızkardeşi

Bir şefkat yeri olmalı, sanki Sibirya ince
Galiba o; bir Özbek peyzajı ya da Sivrice
Gel, gelin, gerçek oluyor senin iki dileğin
Her gün anıyor seni Ankara ikindileyin

Gül kokulu bir rüzgâr dolaşıyor Türkeli’ni…

 

Ankara’ya nâme

Yüreğim uyanıyor her sabah
Kalp gibi uyanıyor her şafak
Gün bulut gibi olur: Ak… kara
Sen ve ben gibi olsun Ankara
Bu ümitler, hatta bu ayrılık
Açık renklidir, taze akrilik
Hayat; masaldır, şiir, deneme
Özlem; mesajdır, mektuptur, nâme
Hasretimi unutursan unut
Ancak düşmez göklerden bu umut
Kimi iş ummakta, kimiyse eş
Ancak düşmez toprağa bu güneş
Hazar gölü; iniveren bulut
Kaderden başka her şeyi unut

 

Var Olsa Dünyamız

Diriltir kalpleri bu güzel sanatlar
Uzaya götürür bu beyaz kanatlar
Hiç geçemez şair Madrid’i, hep uğrar…
Var olsa dünyamız

Açılır kızların yüzünde kirpikler
Sanki yer yüzünde tertemiz çiçekler
Yıldızlar; onlardan bir kozmik örnekler…
Var olsun dünyamız

Kötülük yapanlar sevinemez, ağlar
Onları kim aklar? – Evet, ebed aklar
Yarın birbirini insanlık kucaklar…
Var olsa dünyamız

Yok, Arş’ın arşivi açılmaz bizlere
Tüm olup bitenler çevrilmez sözlere
Lütfen siz bakıverin kalpte izlere…
Var olsun dünyamız

 

Çekilmezse Çağdaş Yiğitler

Don Kişot mu geçmiş idi göz önümden
Tur atarken sisli gün Kastilya’da ben
Elbet kurtarılır Söz, Şiir ölümden
Çekilmezse temiz yiğitler

Ben flütü uzaydan alacağım tekrar
“Misyon’um!” diyeceğim ederek ısrar
Yeniden yerini göreceğim Otrar
Çekilemem, çağdaş yiğitler

Mirasımdır, gülümdür folklor şöleni
Hiç gördün mü kozmik şairi göreni
Don Kişot kitabındı sunma töreni
Çekilemez kozmik yiğitler

Açılsa idi gökyüzümüz her sene
Yıldızlar dökülseydi kalbin üstüne
Ömrümüz olacaktı kutsal efsane
Çekilir mi aydın yiğitler

Yükselir mi uçak yoluna dek orman
O halde bir tür org olacaktı inan
Ve çalgı çalacak idi Ahir zaman
Çekilseydi çağdaş yiğitler

 

Gökten Yağacaktır Altın Türkistan

Uçup gelecek en uzak yıldızdan
Yağmur, ve beyaz önderi güvercin
Kozmik şaire her zaman güvensin
Ve aynen uçar şefkatli Türkistan

Eşlik yapacaktır ona cihanlar
Hatta biz; açık uzaya çıkanlar
Yeni doğacak Kültürün Dünyası
Gerçek olacak Evrenin Rüyası

Ve hep oynanır tüm folklor dansları
Yaşar yiğidin kalbinde arslanı
Düşüp kırılamaz uçar şövale
İnsan bilinci gibi, sanki bale

Gökten yağacaktır Altın Türkistan
Süs kazanacaktır milli giyişler
Hayran hayran der ki iyi kişiler:
“Geldi kıyafet en güzel yıldızdan.”

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.